Buzios'u da gördükten sonra artık tekrar Sao Paulo'ya dönüyorduk. Rio'nun dönüş yolumuzun üstünde olması ise kafamızdaki planların şeklini ordan alıp buraya koyuyordu. Sonuçta dört yolcu kafa kafaya verdik. Biraz konuştuk, biraz tartıştık ama dönüş yolunda Rio'ya uğrayıp orman büyüklüğündeki botanik bahçesini gezmeye ve Copacabana'da denize girmeye kara verdik.
Jardim Botanico do Rio de Janeiro
 |
| Resim yazısı ekle |
Dünyanın en güzel tropikal bahçelerinden biri olarak anılıyor. 1808'de botanik araştırmalar için kurulmuş. UNESCO 1992'de bu parkı biyosfer koruma alanı ilan etmiş. Tahmin sınırlarının üstünde (wikipedia 75m diyor) yüksekliğe sahip palmiyeleri ve aralarında oluşturdukları kral palmiye yol ile tanınıyor.
Eğer Rio'ya karnavalda giderseniz, botanik bahçesi tüm o çılgın eğlencenin arasında soluklanmak için ideal bir kaçamak olacaktır.
Praia - Copacabana - Plajı
 |
| Sugarloaf'dan Copacabana plajı |
Plajın sınırlarını her iki ucunda yer alan tarihi kaleler çiziyor. Bu kaleler günümüzde can kurtaran kulesi olmuş. Yaklaşık 4km uzunluğundaki plaj FIFA'nın plaj futbolu dünya kupası etkinliklerine de birçok defa ev sahipliği yapmış.
 |
| Copacabana Kordonu |
 |
| Copacabana'dan Sugarloaf'a bakarken... |
Brezilya tatili benim için bitmişti artık. Buenos Aires dönüşü öncesi Sao Paulo'da geçecek 3 gün, tüm yolculuk boyunca yaşadıklarımı, gördüklerimi, öğrendiklerimi geri çağırmalarımla geçti. Anlarımı ve fotoğraflarımı yanıma alarak Buenos Aires otobüsüne bindiğimde hala Brezilya'nın etkisindeyim. Yine de 35 saatlik yolculuktan ve iki sınır kapısından sonra Buenos Aires'e ayak basmak tekrar eve gelmek gibiydi. Duş alıp kirlileri makinaya attıktan sonra odama girdim, kapımı kapattım ve yazdım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder