31 Ocak 2014 Cuma

Rio'ya gidiyoruzzz




Okul hayatım boyunca erken kalmak bana hep zul olmuştur. Bir insan 15 yıl boyunca yaptığı bir şeye alışamaz mı sorusu gelir aklıma hep. Cevaplayamam, anlayamam. Ama bu sabah durum farklıydı..

Sonunu spontan bir şekilde noktalasak da, yolculuğun planı baştan yapılmıştı. Kiraladığımız araba ile, bir haftada yaklaşık 1800km yol kat edecektik ve iki farklı durağımız vardı. Arabayı sabah dokuzda teslim alacaktık. İlk durağımız Rio'ydu. 

Sao Paulo ile Rio de Janeiro arası yuvarlarsak 450 km. Yani arabayla 4-5 saat, otobüsle 6 saat ve üzeri... Yol genelde ayrılmış çift şerit geliş ve gidiş. Trafik rahat. Ama bu sürede 6 tane otoyol ödeme gişesi geçiyorsunuz ve tabi her birinde ödeme yapıyorsunuz. Toplam tutarımız: 30.30R (Brezilya Reali). Üstelik para vermek istemiyorum deme şansınız da yok çünkü José'nin dediğine göre 2 günlük sahil yolunu seçmeyecekseniz başka seçeneğiniz de yok. Ha bu arada, bir uzun yol klasiği olan yol çalışmaları da olmazsa olmazımız :) (bu arada Brezilya parasının değeriyle ilgili size bir kıstas vermem gerekirse, doları 2.28'den bozdurdum. Aynı gün Türkiye'de de aynı kur geçerliydi. Yani real=lira diyebiliriz kısaca.)

Karayoluyla yolculuk yapmayı hep sevmişimdir. Samimi bir havası vardır. Birçok yeni görürsünüz. Ülke klasiklerine tanık olursunuz. Keyiflidir. Hele bir de arabanın içindeyseniz müzik de sizinledir. Pek severim. Arada seyretmekten sıkıldığınızda yanınızda kameranız ve sizin gibi sıkılan bir arkadaşınız da varsa, özlük eserler ortaya çıkarabiliyorsunuz :))

                               
         tepeciklere adını yazmaca klasiği                                        martinin kaleidoscope'undan

Yolculuğumuzun sonuna yaklaşıyorduk. Dağlardan Rio'ya iniyorduk. Susamış ve sıkılmıştım. Meğer herkes aynı durumdaymış. İmdadımıza José yetişti;

hindistancevizi suyu
Rio'ya 20km kala
Hindistan cevizi ve suyu ile enerji depolayıp yola devam ettik. Rio'ya vardığımızdaki plan açıktı. Ipanema plajına iki blok mesafede bir daire kiralamıştık. (4 kişi, 2 gece-1400R) Eve gidecektik, üstümüzü değiştirip okyanusa koşacaktık. Ve dahası vardı..

Rio bizi plajda karşıladı .. 
Beklenti çok olunca tahammül sınırı düşüyor sanırım. Şehrin akşam trafiği ve arkadaşımızın bize etrafı gösterme heyecanıyla attığı fazladan turlarla biraz zaman kaybetsek de erken yola çıkmanın avantajıyla vaktinde eve vardık. Planın gerisine sadık kaldık.

             
             





30 Ocak 2014 Perşembe

Sao Paulo'da ilk gün



José'nin evinde biraz soluklanıp duşumuzu aldıktan ve kahvelerimizi içtikten sonra ufak bir şehir turu yapmak için dışarı çıktık. Aslında bu şehirde her tur ufak kalıyor zaten. Çünkü Sao Paulo, dünyanın en büyük 3.şehri. Ucu bucağı yok. Adını verdiği eyaletin okyanusa sınır mevcut ama şehir daha içerde ve ortalama rakımı 800m. Tropikal iklime bu kadar yakınken 800m'de olmanın bazı avantajları var tabi. Yazlar sıcak elbette ama bunaltıcı gün sayısı 3-5. Kışların en soğuk gün ortalaması ise 10 derece. Yani iklim olarak yaşanası bir yer denebilir. Tabi benim gibi illa deniz olacak diyenlerdenseniz, başka alternatifleri değerlendirmek yardımcı olacaktır.

Sao Paulo'nun kalbi sayılan Avenida Paulista üzerinde bir kitapçı var: Livraria Cultura.. Güney Amerika'nın en büyük kitapçısı ünvanına sahip. Zaten buraların insanları, gariptir, bizim gibi en büyük alışveriş merkezleri veya adalet sarayları yapmaya çalışmıyorlar. İşleri güçleri kitapçı, tiyatro, sinema... entel dantel... :))



Kitapçı demek ne kadar doğru olur bilmiyorum aslında. Fotoğrafını gördüğünüz dükkan en büyük olanı ama aynı pasajın içinde birden fazla dükkana da sahip. Bir tanesi sadece sinema ve tiyatro eserlerine, diğeri bir yayın evinin kitaplarına ayrılmış.

Livraria Cultura'dan çıkıp Avenista Paulista boyunca yürümeye devam ediyoruz. Bugün günlerden pazar. Ev sahibimiz José'nin geleneksel caz günü. Gitmekten keyif aldığı bir bar var; Barro da Itarare. Pazar akşamları 20:00-23:00 arası caz standartlarından oluşan ve arada isteklere de yer verdikleri şirin bir performans sergiliyorlar. Diğer günlerin de kendine has programları varmış ama bana görmek nasip olmadı. Yolunuz düşerse diye web sitesinin adresini paylaşıyorum: http://www.baraodaitarare.com.br/

Gece eve döndüğümüzde pilimiz çoktan bitmişti ve ertesi gün uzun olacaktı. Yolculuğumuz yaklaşık beş saat sürecekti ve herkes güneş batmadan Ipanema'dan okyanusa girme hayalleri kuruyordu. Sabah 7.30'da kalkmaya karar vererek, odalarımıza çekildik.

29 Ocak 2014 Çarşamba

Arjantin'den Brezilya'ya



José'nin evinden Sao Paulo manzarası

Hani bazen istersiniz ama bir yandan da gözünüz yemez. Başka zamanlara atarsınız aklınızca.

Brezilya böyle bir şeydi benim için. Buenos Aires'deki İspanyolca okulum boyunca Brezilya'nın tehlikeleri üzerine duyduğum onca söz ve hikaye bende benden kaynaklanmayan ama benim içimde oturan bir tedirginlik yaratmıştı. Üstüne bir de maliyet hesabını ekleyince ve işin içinde korku olunca bahane bulmak çok kolay oldu; Brezilya, Güney Amerika'ya tekrardan gelmek için bir neden olacaktı. Sanki bir daha gelebileceğimin garantisi varmış veya Brezilya'nın nedene ihtiyacı varmış gibi... Uzun lafın kısası Brezilya'ya gitmek istiyordum ama kendimden dolayı gidemiyordum. Ben de kendime beni Brezilya kadar heyecanlandıran başka bir rota seçmeye karar verdim. Kaçıyordum ve kaçtığımı biliyordum.

Söz konusu Güney Amerika olunca, heyecanlı rota sıkıntısı çekmiyor insan... Tam tersi istikamete gitmeye karar verdim. Güneye, dünyanın sonuna gidecektim. Sonuçta bu gezi Arjantin gezisiydi. Brezilya ise rol çalmaya çalışıyordu. Planlarımı yapmaya başladım.

Buenos Aires'de odasını kiraladığım ev arkadaşım Martin 3 haftalığına Brezilya'ya arkadaşının yanına gitme planları yapıyordu. José'yle daha önceden Buenos Aires'de tanışmıştık. Türkiye'yi ve bizi çok sevmiş. O kadar ki, İstanbul'a altı defa gelmiş. Bunu bir güzel ağırlamışlar, evde sofralar falan kurulmuş, ziyafet çekilmiş. Hatta vejetaryan diye özel mezeler hazırlanmış filan.. Anlata anlata bitiremiyor geçirdiği mide fesadından aldığı hazzı... Üstüne bir de portekizce kitaplar hediye etmişler. Mest... Beni ve diğer ev arkadaşımızı daha önce Sao Paulo'ya, yaşadığı şehre davet etmişti. Teşekkür etmiştim ama pek ciddiye almamıştım. Öylesine laf olsun, beri gelsin diye yapılan bir jest olduğunu düşünmüştüm. Zaten uçak fiyatlarının Brezilya gezisine bedel olduğunu görünce de Ushuaia hayallerime geri dönmüştüm. Ama José ciddiymiş. Martin'le birlikte Buenos Aires'den Sao Paulo'ya giden otobüsler bulmuşlar. Açıkçası böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. Hem de uçak fiyatının üçte biri fiyata... Yol yaklaşık 35 saat sürüyordu ve Brezilya sınırına Iguazu'dan giriliyordu. Tek rahatlatıcı bilgi otobüslerin konforuydu. Cama olarak adlandırılan birinci sınıf uçak koltukları benzeri koltuklarda seyahat ediyordun. José Sao Paul'dan devamla Rio'ya ve yine Rio eyaletinin içinde ama daha kuzeydeki tatil kasabası Buzios'a gitme planlarını da ekleyip "kesinlikle geliyorsunuz, hayırı kabul etmiyorum." diyince bize de başka yol kalmadı. Brezilya'ya gidiyordum. Hem de kendi dileğimin yanında bir de ısrarla yapılan bir davet ile...

Otobüs yolculuğu tahminimden çok daha rahat ve konforluydu. Otobüs çift katlıydı. Her bir sıra çiftli ve tekli olmak üzere 3 koltuktan oluşuyordu. Koltuklar yatağa yakın bir açıda yatabiliyordu. Üç öğün otobüs yemeğinin şahane olmasını zaten beklemiyordum ama yanında servis edilen bira, şarap ve hatta viski ile gönlümü aldıklarını söyleyebilirim. Kokusundan biraz mağdur olsak da tuvaletin bulunması fazladan verilecek molaları önlüyordu. Bu da haliyle zamanda avantaj sağlıyordu.

Tam olarak 35 saatlik yolculuğun ardından Sao Paulo Terminali'ne vardığımızda José bizi bekliyordu. Terminalin içinden bindiğimiz metro ile yarım saat sonra evine ulaşmıştık. Binanın onikinci katındaki evi keyifle döşenmişti ve salonda da bir piyanosu vardı.


İlk gün için sakin bir programımız vardı. Ufak bir şehir turundan sonra günümüzü José'nin pazar günleri gitmekten hoşlandığı barda caz standartları dinleyerek noktaladık.

Brezilya'ya geldiğime hala inanamıyordum. Dahası, yarın Rio'ya yola çıkıyoruz.

Israr



İstediği, sevdiği şeyleri bırakmak kolay gelmiyordu ona. Israrla sahip olmak, yapmış olmak istiyordu. Aklı, gözü kalıyordu. Kısır döngü de burada başlıyor ve ısrar ettikçe, talep ettikçe genişliyordu. Dönüp dönüp aynı yere gelen su testisi için stres tavan ama sonuç sıfırdı.. 

Sonra durdu. Her bir anının tadını çıkararak derin bir nefes aldı. Aynı keyifle geri verdi. Su testisi anlamıştı. Teslim olmayı diledi. . Hatasını, çaresizliğini kabul edip ipleri bıraktı. 

Serbest kalan ipler dolandı, kısalıp uzadı ve sonra kendi yollarına gittiler.. Testi saptığı yola geri dönmüştü. Suyu takip etti. 

Su yolu mucizelerle doluydu. İpler geri dönmüştü. Bu sefer testinin ellerinin arasında değillerdi. Etrafında dans ediyorlardı. Şekilden şekle giriyor, testinin aklını başından alıyorlardı. Her şey olup hiçbir şeyde eriyorlardı. Anları kendi sihirleriyle unutulmaz kılıyorlardı. Tabii kendi usullerince... Hem de su testisinin tüm varsayımlarını bilinmezle çarparak... 

Su yolundaki su testisinin maceraları başlıyor... Yolunuza ilham olsun, renk olsun

17 Ocak 2014 Cuma

şehir içinde şehir


Cemetario De Chacarita


Buenos Aires'in gerçek mezarlığı... 1800'lerdeki büyük sarı humma salgını sırasında şu andaki mezarlığın tam ortasına bir sanatoryum inşa etmişler. Hastaların bakımını yapmak ve şehirden de uzak tutmak amacıyla yapılan bu sanatoryumun etrafına ölüleri gömmeye başlamışlar. Sarı humma bittikten sonra da şehir mezarlığına dönüştürüp ölülerini gömmeye devam etmişler.

98 bloktan oluşan mezarlık sokakları, caddeleri, çöp tenekeleri ile yaşayanlar şehri içindeki küçük bir ölüler şehri aslında... Biraz ürkütücü, ama çok etkileyici ve huzurlu...

ilkinin günahı olmaz



Birilerinin okuyacağını bilerek yazmak, kendini açmak, tülleri aralamak konusunda yeni sayılırım. İçimden çıkanlar taşmaya başlayınca kendiliğinden oluşur diyip biraz da atalete buladım. Belki geç kaldım, belki de tam zamanı.. Zaten kim için hangi zamanın uygun olduğuna kim karar verebilir ki? Öyle değil mi?

Derken derken, bu arada paylaşım tekniklerini öğreneyim, zamanı daha fazla boşa geçirmeyeyim diye giriştiğim bir şey "blog"..

Nasıl olacağını, olup olmayacağını ben de bu süreçte keşfedeceğim. Bir şekilde su testim boş kalmasın, uğruna kırılacak bir yol olsun istedim..