José'nin evinden Sao Paulo manzarası
Hani bazen istersiniz ama bir yandan da gözünüz yemez. Başka zamanlara atarsınız aklınızca.
Söz konusu Güney Amerika olunca, heyecanlı rota sıkıntısı çekmiyor insan... Tam tersi istikamete gitmeye karar verdim. Güneye, dünyanın sonuna gidecektim. Sonuçta bu gezi Arjantin gezisiydi. Brezilya ise rol çalmaya çalışıyordu. Planlarımı yapmaya başladım.
Buenos Aires'de odasını kiraladığım ev arkadaşım Martin 3 haftalığına Brezilya'ya arkadaşının yanına gitme planları yapıyordu. José'yle daha önceden Buenos Aires'de tanışmıştık. Türkiye'yi ve bizi çok sevmiş. O kadar ki, İstanbul'a altı defa gelmiş. Bunu bir güzel ağırlamışlar, evde sofralar falan kurulmuş, ziyafet çekilmiş. Hatta vejetaryan diye özel mezeler hazırlanmış filan.. Anlata anlata bitiremiyor geçirdiği mide fesadından aldığı hazzı... Üstüne bir de portekizce kitaplar hediye etmişler. Mest... Beni ve diğer ev arkadaşımızı daha önce Sao Paulo'ya, yaşadığı şehre davet etmişti. Teşekkür etmiştim ama pek ciddiye almamıştım. Öylesine laf olsun, beri gelsin diye yapılan bir jest olduğunu düşünmüştüm. Zaten uçak fiyatlarının Brezilya gezisine bedel olduğunu görünce de Ushuaia hayallerime geri dönmüştüm. Ama José ciddiymiş. Martin'le birlikte Buenos Aires'den Sao Paulo'ya giden otobüsler bulmuşlar. Açıkçası böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. Hem de uçak fiyatının üçte biri fiyata... Yol yaklaşık 35 saat sürüyordu ve Brezilya sınırına Iguazu'dan giriliyordu. Tek rahatlatıcı bilgi otobüslerin konforuydu. Cama olarak adlandırılan birinci sınıf uçak koltukları benzeri koltuklarda seyahat ediyordun. José Sao Paul'dan devamla Rio'ya ve yine Rio eyaletinin içinde ama daha kuzeydeki tatil kasabası Buzios'a gitme planlarını da ekleyip "kesinlikle geliyorsunuz, hayırı kabul etmiyorum." diyince bize de başka yol kalmadı. Brezilya'ya gidiyordum. Hem de kendi dileğimin yanında bir de ısrarla yapılan bir davet ile...
Otobüs yolculuğu tahminimden çok daha rahat ve konforluydu. Otobüs çift katlıydı. Her bir sıra çiftli ve tekli olmak üzere 3 koltuktan oluşuyordu. Koltuklar yatağa yakın bir açıda yatabiliyordu. Üç öğün otobüs yemeğinin şahane olmasını zaten beklemiyordum ama yanında servis edilen bira, şarap ve hatta viski ile gönlümü aldıklarını söyleyebilirim. Kokusundan biraz mağdur olsak da tuvaletin bulunması fazladan verilecek molaları önlüyordu. Bu da haliyle zamanda avantaj sağlıyordu.
Tam olarak 35 saatlik yolculuğun ardından Sao Paulo Terminali'ne vardığımızda José bizi bekliyordu. Terminalin içinden bindiğimiz metro ile yarım saat sonra evine ulaşmıştık. Binanın onikinci katındaki evi keyifle döşenmişti ve salonda da bir piyanosu vardı.
İlk gün için sakin bir programımız vardı. Ufak bir şehir turundan sonra günümüzü José'nin pazar günleri gitmekten hoşlandığı barda caz standartları dinleyerek noktaladık.
Brezilya'ya geldiğime hala inanamıyordum. Dahası, yarın Rio'ya yola çıkıyoruz.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder